Dr. Caner Tazegün Tekrar Iğdır İl Sağlık Müdürü Olarak Atandı Yıllardır özverili bir şekilde Iğdır İl Sağlık Müdürü olarak memleketine hizme...           • KURTLAR BİR AİLENİN GEÇİM KAYNAĞINI YOK ETTİLER Iğdır’a bağlı Karakoyunlu ilçesinde 1 ailenin geçim kaynağı olan 18 koyuna, ge...           • IĞDIR ÜNİVERSİTESİNDE DIŞ PAYDAŞ TOPLANTISI… Iğdır Üniversitesi Kalite Kurulu Koordinatörlüğü tarafından Kalite Çalı...           • Doç. Dr. Melekşen Akın, Avrupa Birliği Cost Toplantısı’na Katıldı Iğdır Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Melekşen Akı...           • YENİDEN HOŞ GELDİN BATUHAN SÜER... Önümüzdeki sezona yaptığı transferlerle hazırlanan TFF 3. Lig temsilcimiz Alagö...           • Prof. Dr. Yazıcı: “Dezenformasyon Yasası Hukuk Devletine Aykırıdır!” Gelecek Partisi İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Serap Yazıcı, Dezenfor...           • GAZETECİ AYDIN DENİZ İYİ PARTİYE KATILDI Iğdır Gazeteciler İletişim Derneği Başkanı Aydın Deniz İYİ Parti’ye üye oldu. Iğdır&rsq...           • "Afet ve Acil Durumlarda Psikososyal Destek Farkındalık Eğitimi" Afet ve acil durumlarda psikososyal destek hizmetlerinin çerçevesini çizmek v...           • Elmagöl Köyünde Bir Kişinin Cesedi Bulundu Ağrı Dağı eteklerinde bulunan Iğdır merkeze bağlı Elmagöl köyünde bu sabah bir kişi...           • DAP: Tarımsal Üretim ve İstihdamı Artıracak Projeler Önceliğimizdir Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na bağlı DAP Bölge Kalkınma İdaresi, DAP Bölgesinin kalkın...           
Site İçi Arama
Haber Arşiv
     
Reklam Alanı

En Son Haber Videoları

Sergi Aracına El Konulan Satıcı Domatesleri Sokağa Döktü

Valiyi Gören Yurttaşın İsyanı: Hırsızlık mı yapayım?

Iğdırlı çiftçiden yeni sulama yöntemi

CHP Adana Milletvekili Iğdır'ın sorunlarını anlattı

Iğdır İHD: Yusuf Çobanoğlu yalnız değildir!

Birbirleriyle dostça oynayan kedi-fare gördünüz mü?

Iğdırspor'un Play-Off'taki son dakika golleri Iğdır'da sevinç yarattı

  • KESK Iğdır Bileşenlerinden '1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü' mesajı

  • Iğdır HDP'den 'Savaşa Hayır' yürüyüşü

  • Aleyna Ağgül davasında dahkeme kararını verdi
Son Videolar

Iğdır Valisinden Yağmur Şiiri
1416 İzlenme, 0 Yorum

Kul Yusuf Kümbeti
3704 İzlenme, 0 Yorum

Ahura Mazda Iğdır'da
3504 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Şahmeran Efsanesi
4111 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır kMM'den Görüntüler
3393 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Zahiro İdîr'e Dibeje
3900 İzlenme, 0 Yorum

Aşık Hizani Iğdır Eşliğinde
3867 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Sesi Eşliğinde Iğdır
3521 İzlenme, 0 Yorum
Iğdır Nöbetçi Eczaneler

Yaşamın Hikmeti Üzerine Bazı Düşünceler - Prof. Dr. Ahmet ÖZER

Yaşamın Hikmeti Üzerine Bazı Düşünceler

Yazar: Prof. Dr. Ahmet ÖZER |  Tarih: 11 / 05 / 2022 |  Yazı Okunma: 91


Giriş

Pandeminin artık sonuna geliniyor gibi. Bu süreç başlayalı beri düzenli yapmaya çalıştığım bazı şeyler var. Onu madem artık bitiriyoruz bu noktada bazı duygu ve düşüncelerimi hatta yaptığım bazı pratikleri paylaşmanın zamanı diye düşünüyorum.

 

1)Bir kere bazı musibetler bazı şeylere de yol açabiliyor. Örneğin bu süreçte çokça sıkıntılar çektik ama bazı yaptıklarımız da oldu. Bu noktada okuma ve yazma işini her zaman yaptığım bir etkinlik olduğu için saymıyorum. Ancak uzunca bir süre Korona süreci ve Covid-19 virüsü ile ilgili düzenli yazılar yazdım. Daha sonra bu yazıları geliştirerek “Korona Günlükleri/Pandeminin Bugünü ve Yarını” adı altında yeniden düzenledim, PANDEMİNİN SOSYOLOJİSİ adıyla kitap olarak yayımlandı.

2)Akşamları okuyup yazmadığım zamanlar TV’leri işgal eden bir avuç vasat (çoğu borazanlık yapan) adamın abuk sabuk tartışmalarına (ki bu çoğu ağız dalaşıyla birbirine hakaret ve küfürden oluşan konuşmalara) tanık olmamak için bir “dizi” izliyorum. Adını söylemeyim hem inanmazsınız hem de reklama girer. Bu arada az yemek, bol su (günde 2,5 -3 litre kadar) tüketmeyi de ihmal etmediğimi belirteyim, bu aynı zamanda dostlarıma önerimdir…

 

3) Pandemi boyunca düzenli spor yapmaya çalıştım. Daha önce de spor yapıyordum, genellikle gittiğim bir iki spor salonu vardı ama bu kez farklı, dışarı çıkmadığım günler evde, diğer günler sitenin bahçesinde akşamları 45 dakika civarında yürüyorum. Spor insanı hem zinde tutuyor hem de bağışıklık sistemini besliyor.

 

İşte asıl size anlatmak istediğim bu yürüyüşlerde edindiğim bir alışkanlık. Kulaklıktan telefon marifeti ile Youtube’den izlemediğim konferansları dinliyorum, okumadığım kitapları dinleyerek okumuş oluyorum. İlginç, ufuk açıcı videolar izliyorum. Önceleri insan biraz zorlanıyor sonra alışıyor hem keyifli hem de spor yaparken sıkılmıyorsunuz. En son biyolog Ali Demirsoy’un “Ustaca Yaşamak” adlı bir konferansını dinledim, ondan bahsetmek ve konuya dair düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Ali Demirsoy’u Hacettepe Üniversitesinden tanıyorum, ben öğrenciyken o biyoloji bölümünde hocaydı ama o zaman o kadar ünlü değildi. Sonraları “evrim” konusunda yaptığı çalışmalar ona haklı bir ün kazandırdı. Kendine has bir üslubu ve yaklaşımı var, ailesini geçmişte bir trafik kazasında kaybetmiş, şimdilerde saçı sakalı bembeyaz olmuş, ama hala ayakta bir çınar gibi, durmadan düşüncelerini yaymaya çalışan bir bilim insanı.

Kişi ne zamana kadar özgür değil

İnsanın macerasına baktığımızda şunu görüyoruz: İnsan fatal (daha embriyonken) doğuyor, bu doğum bir çeşit erken doğumdur. Bu yüzden bebek içerde tamamlaması gereken süreci ve tekâmülünü dışarda tamamlıyor. Bu durum yirmili yaşlara kadar devam ediyor diyebiliriz.

 

Bu yaşlara kadar biyolojinin gelişimin egemenliği altında insan. Yani insan 20-25 yaşına kadar bir çeşit özgür değil, böyle olunca ve dolayısıyla hiçbir şey(inden) sorumlu değildir, diyebiliriz. Doğduğunda anasını, babasını, kalıtsal yapısını, ırkını, milliyetini, cinsiyetini seçme özgürlüğüne sahip olmadığı için bunlardan dolayı sorumlu tutulamaz, eleştirilemez. Dediğim gibi bir çeşit erken doğmuştur, tekâmülünü ebeveynleri yardımıyla dış dünyada tamamlar. Bütün varlıklar içinde tekâmülünü dışarda tamamlayan, bu nedenle doğduktan sonra uzun süre anneye bağlı ve bağımlı yaşayan tek varlık insandır. Nitekim doğduktan sonra itinayla beslenip büyütülmeye muhtaçtır.

 

Sonra onun için seçilmiş bir okula gönderilir, ona uygun görülmüş bir eğitimden geçirilir, büyüklerin empozesi ile bir dine mensup olur, hatta bazı yerlerde ona uygun görülen bir evlilik yapar. Erkekse askere gider kadınsa ona göre davranır. Yani kendini özgürce gerçekleştiremez, birileri tarafından biçimlendirilmeye çalışılır, inşa edilir. İşte bu yüzden bu yaşlarda iken insanın bunları dert edinerek yaşaması doğru değil. Bu özelliklerinden dolayı birini yermek, suçlamak da doğru değil. Eğer bu özelliklerimizden herhangi birinden yakınıyorsak, yakınma defterini belli bir yaştan sonra kapatmalıyız. Bu yaklaşık olarak 20-25 yaşlarına kadar süren bir süreçtir diyebiliriz.

 

O yüzden bu özelliklerimizi ister istemez benimseyip kendimize yeni bir yol seçmeliyiz. Seçtiğimiz o yol her neyse artık o yol bizim yolumuzdur. Lakin bu yolculuk ve varılacak hedeflerin belirlenmesinde geçmişin de azımsanmayacak payı olduğunu unutmamak lazım. Birtakım sıkıntılar, sorunlar baş gösterdiğinde üstesinden gelmeye çalışmak gerekir. Ancak ustaca bir yaşam bunların üstesinden gelebilir, kişi kendini an be an, adım be adım gerçekleştirebilir. Bunun için her şeyden evvel gayret, cesaret, irade lazım ve en önemlisi de bilgi tabi…

 

Bilginin gücü

Ünlü düşünür Francis Bacon, bilgi kuvvettir, der. Şimdi şuna bir bakalım: İnsan başlangıçta hayvanlarla iç içe avlanarak yaşamını idame ettirmeye çalışan ve çok kısa ömürlü olan bir varlıktı. Avlanmak için genç, güçlü kuvvetli olmak önemliydi. Tarihi süreç içinde yaşadığı yerde ve doğada saçı beyazlamış, enerjisi azalmış, cinsi aktiviteleri yok olmuş bütün canlılar önemsizleşir, ölüme bırakılırdı. Ta ki 2,5 milyon yıl önce saçı sakalı beyazlamış bir yaşlının tecrübeleri sayesinde iki çubuğu birbirine sürterek ateşi bulduğu güne kadar. O güne kadar ateşin ortaya çıkması için şimşeklerin bir yerde yangın çıkarmasını bekleyen insanoğlu ondan sonra “bilmeye” önem vermeye ve tecrübeyle gelen bilgiyi önemsemeye başladı. Çünkü artık etlerini pişirmek için şimşeğin çakmasını beklemeyeceklerdi.

 

Bu süreçle beraber giderek artan ölçüde güç ve kuvvet(kas) yanında ilkel de olsa biraz av iş bilgisi olanlar daha öne çıkıyordu. Bilgi söz konusu olunca ister istemez beyin söz konusu oluyor ve tabi bilgilerin beyine girişi söz konusu. Lakin sorun da burada başlıyor.

 

Beyinle ilgili ilk aktaracaklarım şu: Hepimiz beyni öğrenmeye programlı bir organ olarak biliriz. Oysa durum tam tersi. Beyin öğrenmeye çok meyilli değil. Bilmek yeni bilgiler depolamak için enerji harcaması gerekiyor. Oysa beyin son derce cimri bir organ ve bu yüzden de enerji harcamak istemiyor. Ne kadar az enerji harcarsa o kadar rahatı iyi olacak. Hâlbuki beyne yeni bilgilerin girmesi enerji harcamayı gerektiriyor. Yeni bilgileri alıp enerji harcamak yerine enerji harcamadığı ya da çok az harcadığı işlere yöneliyor. O yüzden beyin, bilinen ezberlerin yenilenmesini ister ve kendine yapılan övgülere daha çok iltifat eder. anımsayın insan kendini eleştiren değil kendini övenle arkadaşlık eder daha çok.

 

Beyin her zaman kestirme yolu benimser. Bu bir handikaptır, çünkü her şeyin bir bedeli olduğu gibi bilgiyi elde etmenin de bir bedeli vardır. Beyinse bedel ödemek istemez. Yeni bir şey söz konusu olduğunda önce direnç gösterir. O yüzden ikame sorunu yaşar insan. Yani çabayla, emekle elde etmek yerine başka bir şeyi ikame etmek. Şu olmasaydı şu olurdu.

 

Ne ki yeni bir şey yaratmak ve elde etmek yerine bahane üretmek beyni iflasa götürür. Beyin her ne kadar bu oyunu bize oynasa da kendisi de bundan pay alır, çünkü tıpkı bir değirmen gibidir, içine yeni bilgiler atmadığınız taktirde kendi kendini öğütür durur. Bir şey öğrenmeden, emek sarf etmeden bir şey olmaya çalışmak, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak gibi…

 

Kendimizle hesaplaşmak

Ayrıca beyin acıları, sıkıntıları, hastalıkları, ölümü pek sevmez, beyinde, alt tarafta bir bölge var (amidare bölümü) sürekli bunları hasır altı etmeye çalışır, sanki acı, hastalık ve ölüm yokmuş gibi, hep ölümsüzmüş gibi. Bir çeşit görmezden gelmek de denebilir buna. O şey ortaya çıktığında ise panikleyip ürkmemiz bundan…

 

Oysa yaşam düz bir çizgide ilerlemez. Düşme kalkma olabilir, sıkıntılar mutluluklar da… Hızla gelip geçen bir ömür düşünün. Belli bir dönemde ayağınızı gazdan çekin, biraz yavaşlayın ve bir muhasebe yapın. Nasıl bir ömür geçirdiğinize bakın, bir çeşit çetele çıkarın ve görün olan biteni. Tıpkı bir gelir gider hesabı yapar gibi yapın işlemi.

 

Beynin sol tarafı gelirler sağ tarafı giderler olsun. İyi ki ben şunu yaptım, iyi ki ben şununla evlendim, iyi ki şu mesleği seçtim, iyi ki sevgimi yakınlarıma verdim vs. bunları çoğaltabilirsiniz. Bu taraf “iyi kiler” tarafı… Beynin sağ tarafına bakın, burası ise keşke’ler tarafı olsun…

 

Eğer aşka zaman yeterince ayırmamışsanız, çocuklarınıza ve ailenize zaman ayırmamışsanız, sevginizi yeterince göstermemişseniz, destek olmanız gereken birine destek olmamışsanız, yapmamınız gereken bir şeyi yapmamışsanız, şunu yapmamışsanız, bunu yapmamışsanız… Bütün bunlar KEŞKEler hanesine yazılır. Eğer yaptığınız (“İyi ki”lerle “keşke”ler) karşılaştırmasında keşkeler fazla çıkarsa berbat bir yaşam yaşamışsınızdır demektir. Eğer İyi ki’ler ağır basarsa o zaman sürdüğünüz yaşam iyi bir yaşamdır.

 

Zamanda ve zamanında yaşamak!

 

Her şey zamanında güzel ve geçerlidir. Şunu unutmayın eğer zamanında sevgi göstermiyorsanız, onu bir tarafa atıp bir gün nasıl olsa oradan çıkarırım diyorsanız geçmiş ola. O bir gün geldiğinde, o sözcükleri attığınız yerden çıkardığınızda bir de bakmışsanız ki artık bir işe yaramıyorlar… Tıpkı şairin dediği gibi, sarı bir lira gibidir ömrümüz, sandığın en değerli yerinde saklarız, gün gelip de oradan çıkardığımızda, bir de bakmışsanız tedavülden kalkmış.

 

Yaşam size sunulmuş bir armağandır, onun kıymetini bilerek yaşayın. Yaşamda acı da var mutluluk da. Eğer bir elinle mutluluğu istiyorsan öbüründe acıyı tutacaksın. Nietzsche beni öldürmeyen acı güçlendirir diyor. Ve tabi bir şeye ulaşmak için illaki emek ve çaba gerekir. Cesaret, feragat ve irade gerekir. Kendinden daha büyük bir mamaca adanmak gerekir.

 

Unutmayalım ki her kes şu ya da bu şekilde yaşar önemli olan sana sunulmuş ömrü nasıl geçirdiğindir. Önemli olan hiç düşmemek değil, düştükten sonra ayağa kalkıp yola devam edebilmektir ve yolu gidilecek yere kurban etmemektir. Yolun kendisi gidilecek hedef kadar değerlidir çünkü.

18:22




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Yazarın diğer yazıları
Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

Köşe Yazıları
Facebook

Twitter
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Fotoğraf Galerisi
Iğdır Resmi Siteler
Gazeteler
İstatistikler
Toplam: 2242895
Aktif: 11
Bugün: 246
Dün: 1108

Sitemizdeki yazı, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi