Iğdır’dan Ermenistan'ın Azerbaycan'a Saldırısına Kınama Ermenistan’ın, Azerbaycan'a yeniden saldırması Iğdır’da tepkilere neden oldu.Iğdır Aze...           • HDP Iğdır İl Örgütünden Ahmet Karasu’nun İstifası İle İlgili Açıklama Iğdır HDP’den Hoşhaber Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Karasu’nın İstifası İle İlgili A&cce...           • Halk Eğitim Merkezi Kursları Başlıyor Iğdır Halk eğitim Merkezi kursları Ekim ayı ile birlikte başlıyor. Iğdır Halk Eğitim merkezinden ...           • Güçlü Bağışıklık Sistemi, Sağlıklı Bağırsaklardan Geçiyor Bağırsak Sağlığını Koruyan Öneriler Koronavirüs nedeniyle her zamankinden daha fazla ha...           • Iğdır Da Öğretmenler Ve Öğrenciler Dezenfektan Makinesi Üretiyor Iğdır Mesleki ve Teknik Anadolu lisesinde öğretmen ve öğrenciler, pandemi sürecinde...           • HDP Iğdır İl Eşbaşkanı Mızrak: AKP Kaybettikçe Partimize Saldırıyor Halkların Demokratik Partisi (HDP) Iğdır İl Örgütü, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ...           • HDP’li Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen Gözaltına Alındı Karslılardan Bilgen’e: Bu Şehir Seninle Gurur Duyuyor Kars Belediyesi Eşbaşakanı Ayhan Bilg...           • Ahmet Karasu Facebook Üzerinden HDP'den İstifa Etti 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi (HDP)’den 46 oy fark ile...           • Vekil Eksik: COVİD-19 İş Kazası Meslek Hastalığı Olarak Kabul Edilmeli Iğdır Mv.Dr.Habip EKSİK; Ayrım gözetmeden acilen COVİD-19’un “iş kazası meslek ha...           • İçişleri Bakanlığı'ndan Yeni Koronavirüs Genelgesi İçişleri Bakanlığı koronavirüs tanılı bazı kişilerin, temaslılarına ilişkin eksik ya d...           
Site İçi Arama
Haber Arşiv
     
İstatistikler
Toplam: 1708557
Aktif: 26
Bugün: 119
Dün: 2718
Son Videolar

Yüksel Babal Nice Yıllara
932 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Videosu
1190 İzlenme, 1 Yorum

Dengbej Zahiro İdîr'e Dibeje
1189 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Şahmeran Efsanesi
1446 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Ejder Kervansarayı
1261 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Görüntüleri
1140 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Filmi
1015 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'dan Defile Görüntüleri
1214 İzlenme, 0 Yorum

Aşık Hizani Iğdır Eşliğinde
1081 İzlenme, 0 Yorum

Çille Neçe
1110 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'da Nevroz
1206 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Sesi Eşliğinde Iğdır
1099 İzlenme, 0 Yorum

Bî Kurdi İdîr
1128 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır kMM'den Görüntüler
1132 İzlenme, 0 Yorum

Ahura Mazda Iğdır'da
1078 İzlenme, 0 Yorum
Iğdır Nöbetçi Eczaneler

Gerçeğin Peşinde - Hayati KAYA Birysl.Dönşm.Eğtmni.

Gerçeğin Peşinde

Yazar: Hayati KAYA Birysl.Dönşm.Eğtmni. |  Tarih: 01 / 08 / 2020 |  Yazı Okunma: 213


Yazıma başlamadan önce söylemek istiyorum, yazımın incitici bir üslupta olduğunu biliyorum, siz de bilin istedim. Birçoklarınız incitilmiş hissedeceksiniz. Çünkü sizin varlığınız sandığınız şeyi tehdit ediyorum. Beyniniz uyuşacak, donuk gözlerle bakacaksınız. Bu acı veren gerçekleri kabul edemeyecek hemen zihninizden silmeyi yeğleyeceksiniz. Bilinçaltının bir bölümü bu görevi üstlenecek ve yazıyı unutacaksınız. Diğer bölümü ise anlatılanları kaydedecek. Bir gün büyük bir acıyla sarsıldığınızda ancak korkunuzu aşacak ve yazıda anlatılanları anımsamaya çalışacaksınız. Bazıları bu büyük acının içinde acı veren bu yazıyı anımsamak da istemeyecek. Yine gerçeği sorgulamak istemeyecekler ve mevcut acının bir gün geçip eski sahte yaşamlarına dönmenin özlemini yaşayacaklar. Fakat hakikat aleminin yollarının çok acımasız olduğunu bilmelisiniz. Bunu görmek isteyen göz kapaklarını jiletle kesmek zorunda. Bu yazı karşısında donup kalmıyorsanız sizden hayır gelmez. Buna hazır değilseniz şimdilik hiç okumayın derim.

Sevdiğinize hem kızar hem de seversiniz, annenize hem kızar hem de seversiniz, birilerine hem kızar hem de seversiniz. Bunların "sevgi" ya da "kızmak" olmadığını her iki durumun da egosal olduğunu kabul edin. Çünkü kızıyorsanız özgür değilsiniz demektir ve özgür olmayan da sevemez. Bu kesin kuraldır.

Yaşadığınız duygular ve tepkileriniz kendinizi bulmanız yönünde işaretlerdir. Ve bu işaretler durumlara göre ikiye ayrılır. Bu durumları ayırmayı başardığınızda sevgiyi öğrenme konusunda da büyük adımlar atmış olacaksınız.

Sevdiğiniz ya da kızdığınız kişiyle olan kızgınlığı yaratan olay ya da duruma baktığınızda;

1- Ya karşınızdaki kişi size saygısızlık yapıyor özgürlüğünüze müdahale ediyordur.

2- Ya da sizin ondan istek ve beklentileriniz vardır.

Eğer ikinci maddedeki gibi istek ve beklentileriniz varsa siz onun özgürlüğünü almaya çalışıyorsunuzdur; Onun dilediği gibi davranabilme özgürlüğünü. Bu durumda hatayı kendinizde arayın.

Birinci maddeye dönecek olursak, karşınızdaki kişi size saygısızlık yapıyor ya da özgürlüğünüzü almaya çalışıyorsa ve siz de bunun için kızıyorsanız yine hatalı sizsiniz. Neden özgürlüğünüzü veriyorsunuz? Siz mutsuz olmayı seçerken nasıl başkalarına kızabilirsiniz?

"Ama o bana şöyle davranmasın, böyle davranmasın" diyorsunuz. Hayır, o öyle davranacak. Başkalarının yollarını değiştirmeye çalışmamalısınız. Siz kendi yolunuzu çizmekten acizken başkalarının yolunu çizmeye çalışmanın akıldan ve mantıktan ne kadar uzak olduğunu da görmek istemiyorsunuz.

Her daim yaptığınız şey buydu; "kendinize yalan söylemek."

Ailenizle de yaşasanız, sevgilinizle de yaşasanız illa ki onlarla yakın ilişki içinde olmanız gerektiğini düşünüyorsunuz. Bunu size kim dikte etti? Toplum mu dikte etti? "İlla ki ailenle yaşamalısın! İlla ki kocanla-sevgilinle bu ilişkiyi yürütmek zorundasın!"

Değersizlik duygunuzun tatminine yönelik birliktelik yaşıyorsunuz; "Ben ailemi-sevgilimi seveyim değer vereyim onlar da beni sevip değer versinler, onlardan besleneyim!"

Siz bu duygu ve düşünceleri sevgi filan mı sanıyorsunuz? Yazının daha ilk cümlesinde söyledim; "Kızdığınız kişiyi sevemezsiniz!"

Siz karşınızdaki kişiyi sevemezsiniz ki!

Siz kendinizi sevemiyorken karşınızdaki kişiyi sevmeniz mümkün müdür?

Aile ya da sevgili sizin kanınızı içip besleniyor, siz de onların kanını içip besleniyorsunuz. Aileyle yaşamaya veya yakın iletişimde bulunmaya koşullanmışsınız. Bu devam ettiği müddetçe ne kendinizi bulabilir ne de sevebilirsiniz. Durum değerlendirmesi yaptığınızda onlarla ilişkinizde yaratılan duygusal alış veriş sonucu memnuniyet haliniz, memnuniyetsizlik halinden fazlaysa ilişkiye devam ediyorsunuz. Ailenizle ya da sevgilinizle ilişkinin zorunlu olduğunu düşünüyorsunuz. Ailenizle ilişkiniz çok fazla zorunlu, onlardan özgürleşmenizi neredeyse imkansız görüyorsunuz, sevgilinizle ilişkiniz ise biraz daha az zorunlu. Ailesinden uzaklaşıp özgür olmayı ya da uzaktan da olsa yönetilmemeyi başarabilen neredeyse yok, onları kolay reddedemiyorsunuz. Ömrünüz boyunca aileniz olarak kalıyor.

Sevgiliniz konusunda biraz daha esneksiniz ömrünüz boyunca bir kaç sevgiliniz olabiliyor.

Durumun aile ya da sevgiliyle ilgili olmadığını tamamen sizinle ilgili olduğunu anlamanız gerekir biliyormusunuz?

Peki ne yapmalısınız?

Öncelikle özgür olmalısınız. Aile ya da sevgilinizi sevmek zorunda olduğunuzu hissediyorsunuz. Pardon, zorundalıkla sevmek ne demek? Böyle bir sevgi türü yok. Olsa olsa orada korku vardır; "Başka ailem yok sevmek zorundayım. Başka sevgilim yok sevmek zorundayım. Hem bu sevgiliye onca zaman harcamışken, güvenmişken, tanımışken, emek vermiş bağımlı olmuşken yeni sevgili arayışına girmek ve zamanla tanımak beni ruhsal olarak yoracaktır."

Gördünüz mü korkuyu? Mazeretler de hazır. "Başka ailem yok beni kim sevecek? Ben bu adamı seviyorum yaa yeni birini sevmem çok zor."

Siz yalnız kalmaktan, hayatın içine girmekten korkuyorsunuz. Elbet kolay değil kanını emecek başka kişiler bulmak! İçiniz bomboş ve sürekli tanıdıklarınızdan beslenmeyi düşünüyorsunuz.

Korkuyorsunuz çünkü yabancılar kanının emilmesine izin vermeyecekler diye. Ve utanmadan sıkılmadan sabahtan akşama kadar sevgiden bahsediyorsunuz. Hayır bu sevgi değil; Değersizlik duygusu kaynaklı başkalarını sömürü.

Siz onları sömürüyorsunuz onlar da sizi. Tüm anlaşma çıkarlarınız doğrultusunda şekilleniyor.

Dostlarım;

İnsanlar sevgiyi bilmez. İnsan, kendini bilmeyen bir varlıktır. Bu anlattığım gerçekleri sorgulayan, peşine düşen insanlar sevgiyi bilebilir ancak. Neyi neden yaptığını bilen, hangi davranışı neden yaptığını dürüstçe sorgulayan. Fakat sizler bunu yapamıyorsunuz. Çünkü kendinizden korkuyorsunuz. "Hasktr ben sevgiyi bilmiyormuşum lan" diyecek kadar cesur olup gerçeğin peşine düşemediniz. Kendinizle yüzleşecek gücünüz yok. Bu nedenle korkuyor bu nedenle yalanlar söylüyorsunuz. Bilgeliğin, sevgi olmanın, özgür olmanın ilk şartıdır cesur olmak. Bunu yapamıyorsunuz. Eğer gerçeğin peşinde olamıyorsanız hakikatinize nasıl kavuşacaksınız? Gerçekle yüzleşmeye korkuyorsunuz ve sonra da "ben sevgiyim" diyorsunuz. İçinizde sevgi olamaz, korku var!

Allah korkar mı yahu? "Ben size kendi ruhumdan üfledim" diyor. Fakat siz ruhunuzu sahiplenmek yerine korkuyu sahiplenerek Allahı da reddediyorsunuz farkında değil misiniz? Korku şeytanidir! Sizler korkuyu sahiplenerek şeytanı sahiplenmiş oluyorsunuz. Lütfen aynaya bakın ve o şeytanı görün.

O şeytanı görmek istemediğiniz sürece cehennemde yanmaya devam edeceksiniz. Şu anda cehennemde yandığınızı bilmiyor olabilirsiniz. Fakat bu kesin bir gerçek. Tüm alimler, bilgeler bunun böyle olduğunu söyler. Mecaz anlamda bunu bilim de destekler. O güzel ruhunuza bunu nasıl yapabildiniz? Nasıl kıyabildiniz ona?

Bir parça sahte sevgi uğruna, bir parça çıkar uğruna he?

Kırk beş yıldır mutluluk ve sevgi uğruna kafa patlattım, insanları ve kendimi inceledim. Moraliniz bozulup ümidinizi kaybetmeyesiniz diye en iyimser tahminle diyebilirim ki insanların sadece yirmi binde biri sevgiyi biliyor. Bu nedenle bu yazılanların dışına kendinizi koymadan önce iyice bir düşünün derim.

O çocuklarını çok sevdiğini sanan anneleri bilirsiniz!..

Zerre kadar sevgileri yoktur. Çocuğu için ölse de bu sevgi değildir. Çünkü insan farkındalıksızdır. Ölümden korkmasa o çocuk dünyaya gelir mi sanıyorsunuz? Çocuğu onu iyi hissettirmese o çocuğunu sevebilir mi sanıyorsunuz? İyi hissettirmek! İşte bu çıkardır. Bir anne kendi çocuğu kadar diğer çocukları da sevmiyorsa asla sevgiyi bilmiyordur. Bir anne yedi milyar günahkar! insanı da çocuğu kadar sevmiyorsa bu sevgi değildir. Çocuğunu çok sevmek ve diğerlerini az sevmek bir yargıdır! Yargının olduğu yerde sevgi olamaz.

"Sevmek," anlamak ve anlayış göstermek demektir. O nefret ettiğiniz teröristi alın karşınıza ve hikayesini dinleyin. Onu anlamaya çalışın. Yüksek empatiyi devreye sokup onunla aynı yoldan yürüyün. İşte terörist oldunuz! Eğer yargılamıyorsanız, onu anlar ve seversiniz. İşte sevgi budur. Başkalarının yollarını yargılamadan onun yaşanmışlıklarına, psikolojik evrilmelerine saygı duymaktır. Onu sevmek, yaptıklarını onaylamak anlamına gelmiyor, sadece "sevmek" anlamına geliyor. Fakat sizin içinizde olumsuz duygularınız varsa, kızgınlıklarınız varsa nasıl seveceksiniz? Bu mümkünmüdür? Teröriste kızacağınıza sorun kendinize; "bu olumsuz duygular bende ne arıyor diye!" Haydi biraz cesaret gösterin ve sorun. Ama yapamazsınız, "korkuyorsunuz." Teröristte "korkuyordu" işte!

Duygudaşsınız.

Aynı mahallenin duygudaşları.

"Şeytan mahallesi..."

"Peki ne yapmalıyız hocam?" dediğinizi duyar gibiyim.

Anlatayım;

1- Öncelikle bunu sormayın. Tüm yazılarımdan sonra bana bunu soruyorsunuz. Sormayın!

Çünkü cevap zaten sorun gördüğümüz şeyin içinde.

Yapmanız gereken şu;

Kendinizle başbaşa kalın. İnzivaya çekilin. İnziva tam anlamıyla yapayalnız kalmak demek değildir. Eğer bir işiniz varsa bu işi bırakın demiyorum. O işe devam edin. Ve bunun açlıktan ölmemek için olması gerektiğini kabul edin. İşe gidin ama otomatikleşmiş bir pilot gibi işinizi yapın. Çünkü kendinize odaklanmanız gerekiyor. İşten sonra tamamen kendinize odaklanın. Aile ve sevgilinizden odağınızı tamamen geri çekin. Yazdığım yazıyı 3-9 hafta düşünün. Gerektiği yerde yazıyı tekrar okuyun. On kez okuyun. Ta ki davranışlarınızı, duygularınız, düşüncelerinizi bu yazıdaki gibi kendinizi bulana kadar. Bu yazıyı destekleyecek bilgilerle bütünleşin. Bu yazıyı destekleyecek davranışlarınızı görün ve bütünleştirin. Ta ki "evet bu benim" diyene kadar. Bunu yapabilirmisiniz? Gerçeğin yolu cam kırıkları, paslı çiviler ve çalılarla doludur. Bu acıya girebilirmisiniz?

"Ya şimdi sevgilimle oynaşmak, annemle didişmek, arkadaşlarla fingirdeşmek varken bunları neden yapayım" diyeceksiniz tabi ki.

Bu sizin hayatınız, memnunsanız mesele yok. Ben arayışta olanlara, çıkış yolu soranlara yazıyorum.

Yazıda kendinizi bulduysanız mesele yok.

Yazı başlangıcında bulunduğunuz ortamı yazmıştım. Ailenizle ve sevgilinizle ilişkiniz. Zaman zaman öfkeleniyorsanız başkasına değil de öfkenizin kendine olduğundan, içinizin boş olduğundan, ille başkası tarafından doldurma isteğinizden.

Öfkeyi ya istekleriniz yaratır ya da bir başkasının sizin özgürlüğünüzü almak istemesi.

Şöyle sorayım; siz "insanmısınız," yoksa bir "istek" mi?

Aslında hiç biri. Bizler insan olmak için çabalıyoruz sadece, kendimizi bulana kadar. Bu gerçeği çözmelisiniz. Fakat bu gerçeği bulunduğunuz ortamda çözmeniz neredeyse imkansız. Aile veya sevgiliniz pozitif ya da negatif mutlaka duygularınızı uyaracaktır. Bu durumda da kendinize odaklanamamış olacaksınız. Odaklanamadığınızda derin düşünememiş olacak ve idrak de oluşmayacak. Bir çok konuda değişememenizin nedeni de bu aslında. İster istemez sahte bir aleme şu yanılsama dünyasının içine giriyorsunuz. Kendinizle başbaşa kalamıyorsunuz. Hatta kendinizle başbaşa olmanın ne demek olduğunu dahi bilmiyorsunuz. Dürüstçe kendinizle yüzleşmediğiniz sürece kendinizle başbaşa olamazsınız. Yalnız da yaşasanız senelerce insan da görmeseniz, filmlere, kitaplara da sarılsanız bu kendinizle başbaşa kalmak değildir. İçinizdeki olumsuz duygularla çözümsüz bir şekilde savaşırken nasıl kendinizle başbaşa olabilirsiniz? Hala kendiniz yerine zihninizde öfke ya da özlem duyup başkalarıyla uğraşıyorsanız kendinizle başbaşa kaldığınızı düşünebilirmisiniz? Hayır, kendinizle başbaşa olmak demek, gerçeğin peşinde olmak demektir. Tek suçlanacak kişi varsa o da sizsiniz. "Bu dünyayı ben yarattım" deyip asıl yaratmak istediğiniz dünyayı yaratmalısınız.

Şu anda ailenizle birliktemisiniz? Uzaklaşın. Şu anda sevgilinizle birliktemisiniz? uzaklaşın.

İlk yapmanız gereken geçmiş olumsuz duygulardan ve kişilerden özgürleşmek. Eğer bunu yapmazsanız huzursuzluk devam eder ve dönüşüm için, kendinize odaklanmanız için gereken enerjiyi toplayamamış olursunuz. Yalnız yaşamasanız da size rahatsızlık vermeyen bir arkadaşınızın evine taşının ve odanıza kapanın. Onunla günlük iletişiminiz yarım saati geçmesin çünkü fazlası sizin odak enerjinizin azalmasına neden olur.

Hiç kimseden beklentiye girmeyin, hiç kimseden bir şey istemeyin. Tamamen kendinizle olun, kendi merkezinizde kalın. Gerekirse günlerce boş boş bakın ama bu süreci yaşayın.

Birilerinden bir şey istemekle, beklentiye girmekle başkalarının da sizden aynı şeyleri talep etmelerine neden olacağını bilmeniz gerekir. Belki siz daha az isteyeceksiniz ama karşınızdakinin daha çok istemesine nasıl engel olabilirsiniz ki? Bu nedenle sıfır istek ve beklenti olmalı. Bu sefer birileri sizden bir şey istediğinde de özgür olma hakkına sahip olmuş olacaksınız. Ama siz birilerinden bir şey istiyorsanız o birileri de sizden bir şey istediğinde borçlu hissetmiş olacaksınız. Kendinize yük yüklediniz farkındamısınız. Örnekleyelim;

Aile ya da sevgilinizi seversiniz ve onlarla güzel duygular yaşamak istersiniz haliyle. Nasıl yaşayacaksınız peki? Beklentiye gireceksiniz, sevilmek isteyeceksiniz, istediğiniz gibi davransınlar isteyeceksiniz. İşte burada sevginizi "zorunda" bırakarak seviyorsunuz. Talepleriniz karşılanmadığında sevebilirmisiniz? Aileniz, sevgiliniz sizi sevmese, iyi hissettirmese de sevebilirmisiniz?

Çok üzgünüm ama sevemezsiniz. Sevginiz karşılıklı. Yani çıkara dayanıyor. Bu sevgi değil. Aileyi ya da sevgiliyi sevmek zorunda oluşunuz bu dünyada güvenilir kişiler seçmek zorunda hissedişiniz aslında. Neden bunu yapıyorsunuz? Çünkü yalnız hissetmekten korkuyorsunuz. Korkunun olduğu yerde sevgi olur mu? Siz özgürce sevmiyorsunuz ki! Yalnızlık korkusuna dayalı bir sevgi anlayışınız var. Yani sevginiz, sevgi değil. Siz yalnızlaşmaktan korkuyorsunuz. Emin olun ölüme kıyasla yalnızlaşmaktan daha çok korkuyorsunuz. Bu nedenle sevginizi sorgulayamıyorsunuz. "Yalnızlık mı? Aman tanrım!"

Bunu yapamazsınız; sevenlerinizden, sevdiklerinizden uzaklaşıp yalnızlaşamazsınız. Uzaklaşsanız bile özlem duygusunu ayakta tutup sık sık telefon, mesaj vb. irtibat kurmak zorundasınız. O irtibatta ne oluyor? Sen ona, o sana sevgilerini sunuyor ve yalnız hissetmiyorsun. Veya acılarınızı da paylaşabilirsiniz. Sizi o acılar da var ediyor. Varlığınızı onaylanmış hissediyorsunuz. Bu yalnızlığı kabullenmekten daha iyidir. Sahte varlığınızdan bahsediyorum; egonuzdan.

Yalnızlaşmaktan korkuyorsunuz demiştim. Yapmanız gerekende cümlenin içinde saklı zaten. Korkunun üzerine gidin! Yalnızlaşın!

Evden uzaklaşıp sevdiklerinizle irtibatı kesin. Onları öldü kabul edin. Sadece karnınızı doyurmaktan sorumlu olduğunuzu bilin. Geri kalan tüm zamanınızı düşüncelerinize, duygularınıza anılarınıza, yaşadıklarınıza odaklayın. Bu güne kadar yaşadıklarınız neyse bundan sonra da aynı şeyleri yaşamamak için. Geçmişte olumsuz hiç bir duygu kalmamasına özen gösterin. Kişilerle sorununuz olmuştur hem de onlarca defa, onlara anlayışınızı yükseltmelisiniz, anlamaya çalışmalısınız. Çünkü onları anlamadan sevemezsiniz. Affetmek, başkalarına ödün vermek demek değildir. Affetmek, ruhunuzu özgürleştirmeniz kendinizi ödüllendirmek demektir. Geçmişi olumsuzlukları hallettiğinizde artık belli oranda huzurdasınızdır. Bu huzur yükseldikçe ara sıra geçmişe dönüp acı, üzüntü duyduğunuz olayları tekrar tekrar gözden geçirmelisiniz. Çünkü düşük huzur ve mutluluk oranında sizin geçmişi ve kişileri bağışlama oranınız da düşük oluyor. Bir ay sonra daha mutlu olduysanız eğer bu sefer geçmişteki olay ve kişileri daha çok affedebilir hale geliyorsunuz. Yani geçmişten kurtulmanız tamamen sizin genel mutluluk oranınızla alakalıdır. Ne kadar mutlu olursanız geçmişten de o kadar özgürleşebilirsiniz. "Geçmişten kurtulma," bir süreçtir. Eğer siz mutsuzsanız ve "ben şu canımı çok yakan kişiyi affettim" diyorsanız bunun pek mümkün olmadığını anlatmak istiyorum sizlere. Bunu sadece çok mutlu olduğunuzda, başkalarından özgürleştiğinizde yapabilirsiniz.

İşte yalnızlık da, başkalarından özgürleşmek demektir. Yalnız olduğunuzu kabullenmeniz gerekiyor. Başkalarına güvenmek zorunda değilsiniz. Kendinize ne kadar güveniyorsanız o kadar mutlu bir yaşam sürersiniz. Kendinize ne kadar güveniyorsanız başkalarına güveniniz de belirli oranda artmaktadır. Başkalarına güven, parasal anlamda güvenmek anlamına gelmiyor. Her hangi bir durum karşısında sizin duygularınızın ne kadar incineceği anlamına geliyor. Kişilerden beklenti ve istekleriniz yoksa duygularınız incinemez. Bu anlamda başkalarına güvenebiliriz. Güveniriz ve korkusuzca güveniriz. Onun neler yapabileceği karşısında hazırsak duygularımız nasıl zarar görebilir ki? Birisi sizden bin lira borç istediğinde, karşınızdaki kişinin bunu ödeyemeyeceğini de hesaba katıp veriyorsanız kişiden beklentiniz kalır mı? O borcu ödemese de duygusal olarak sorun yaşamazsınız. Sevgilinizin sizi aldatmayacağına dair güvenip beklentiye giriyorsanız yine başkasının yolunu siz şekillendirmeye çalışıyorsunuz demektir. Ona neden güven duyuyorsunuz ki? Ben söyleyeyim; korkudan. İçinizde korku varsa sevgilinin suçu ne? Siz önce korkuyu halledin. Korkunun olduğu yerde özgürlük olabilir mi? Korkunun olduğu yerde sevgi olabilir mi? Korkunun olduğu yerde mutluluk olabilir mi? Bunların hiç biri mümkün değildir. Zihninizin neresinde bir korkuya rastlarsanız mutlaka üzerine gitmelisiniz. Korkuları hallettiğinizde zaten özgürleşmiş ve mutlu oluyorsunuz. Özgür birine duygusal olarak zarar verilemez. Mutlu birinin mutluluğunu asla bozamazsınız. Sevgilinizin birileriyle yatması sizi ilgilendiren birşey değildir. Siz sadece seversiniz. "Ondan ayrılırım ama sevmeye devam ederim" değil. Sevgilinizin bir başkasıyla yatması ayrılmak için sebep oluşturmaz. Onun da yalan söylemesine siz neden olmuştunuz zaten. Siz korkuyordunuz ve o da sizden korkuyordu. Dürtüleriyle ya da severek başkasıyla yattı ama size gerçeği söyleyemedi. Eğer cesur, özgür ve mutlu olsaydınız onun başkasıyla yatması "aldatmak" olarak tanımlanamazdı. O sizden korkmasa neden yalan söylesin? Sevgilinizle ayrılmanızı gerektiren onun saygısız olması ya da özgürlüğünüze müdahale etmesidir. Aldatmak olarak tanımladığınız bu durum ayrılmak için neden teşkil edemez. Diyelim evlisiniz ve başkasına aşık oldunuz, ya da sevgiliniz aşık oldu. Bu bile ayrılık nedeni oluşturamayabilir. Akışta ne yaşıyorsanız yaşayın ama özgür olun. Özgür olmadan mutlu olamazsınız. Eğer mutlu olursanız da özgürleşmişsiniz anlamına gelir ki, böyle bir durumda da asla mutsuz olamazsınız. Öncelikle mutluluğunuzdan siz sorumlusunuz. Eğer siz kendi merkezinizdeyseniz mutlusunuzdur. O zaman sizi kimse mutsuz edemez.

Fakat kendi merkezinizde olmak için de dediğim gibi başkalarından ya da şeylerden enerjinizi çektiğinizde tüm güç içinizde toplanır. Bu enerji size rahatsızlık veren şeylerden özgürleşmenizi sağlar. Özgürleştiğinizde de mutlu olursunuz. Bu nedenle başkasından özgürleşmek için yalnızlığı kalben kabul edin. Bunu yaptığınız an artık siz tekbaşına oldunuz. Tekbaşınalıkta yalnızlıkta ya da kalabalıkta daima mutlusunuzdur. "Tekbaşına," demek sadece kendinden beklentisi olan demektir. Hiç kimseye ihtiyacı yok. Birine bağımlı değil. Kimseden sevgi beklemeyen ama sevildiğinde de bunu reddetmeyen. Olanı olduğu gibi kabul eden ve akışta kalan. İşte o zaman sadece seversiniz. Ailenizi de sevgilinizi de gerçekten seversiniz. Çünkü özgürleştiniz ve başkalarından bir beklentiniz yok. Yaşamınıza müdahale edildiğinde kolayca durumu yönetebilir ya da uzaklaşırsınız. Hem de hiç acı duymadan.

Çünkü beklentiniz yok, "birileri benim yaşamıma müdahale etmesin diye."

Onlar edecekler, onların doğası bu. Siz bu durumlardan zarar görmemeyi öğrenebilirsiniz. Gerekirse onlardan geçici olarak geri çekilip, "ben de ne var da bunu yaşadım, neler oldu?" diye bakabilirsiniz. Yapılması gereken kendi bütünlüğünüzü sağlamak. Bunu da sadece merkezinizde kalarak sağlayabilirsiniz.




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Yazarın diğer yazıları
Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

Köşe Yazıları
Facebook
Twitter
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Fotoğraf Galerisi
Iğdır Resmi Siteler
Gazeteler

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi