HDP’de Aday Adaylık Süreci Ve Adaylık Ücretleri Belli Oldu Halkların Demokratik Partisi (HDP)’ den İl, İlçe Ve Belde Belediye Eş Başkanlığı Bele...           • Milli Eğitimde Beden Eğitimi Öğretmenleri Toplantısı Iğdır Milli Eğitim müdürü Ercan Budanur merkezde görev yapan Beden Eğitimi &Ou...           • Medikososyal Binasında, Askıda Kitap Köşesi ve Okuma Salonu Hizmette Iğdır Üniversitesinde bulunan Medikososyal binasında Kütüphane ve Dokümantasyo...           • Eğitim Felsefesi Ve Öğretmenlik Misyonu Konulu Konferans Verildi Iğdır  Milli Eğitim Müdürlüğünün davetlisi olarak Iğdır’a &nbs...           • Başkan Yikit Partisine Aday Adaylığı Başvurusunu Yaptı Iğdır Belediye Başkanı Av. Murat Yikit Aday Adaylığı Dilekçesini HDP İl Binasında PM Ü...           • AİHM Kararını Verdi: Selahattin Demirtaş Serbest Bırakılsın AİHM, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunun hukuki olup olmadığını...           • Iğdır’daki Atıl Araziler Tarıma Kazandırılacak "Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Planlamasına Dair Yönetmeliği" Resmi Gazete'de...           • Memiş: "Hız Limitinin Artırılması Can Güvenliğini Ortadan Kaldırır" Karayolu Trafik ve yol güvenliği Derneği Genel Başkanı İhsan Memiş, Türkiye de yılda 7 B...           • İl Sağlık Müdürlüğünden Ağız-Diş Taraması Sağlık Bakanlığı tarafından Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içerisinde yürüt...           • Kazım Karabekir’in Kızı Paşa’nın Adını Taşıyan Okulu Ziyaret Etti Kurtuluş Savaşımızın doğu cephesi komutanlığını yapan Kazım Karabekir Paşa'nın kızı Tims...           
Site İçi Arama
Haber Arşiv
     
İstatistikler
Toplam: 999401
Aktif: 23
Bugün: 782
Dün: 1597
REKLAMLAR

 

 

 

Son Videolar

Iğdır Valisinden Yağmur' Şiiri
1406 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Melekli Şahmeran Tepesi
2407 İzlenme, 0 Yorum

Ahura Mazda Iğdır'da
1921 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'da Defile Düzenlendi
2543 İzlenme, 0 Yorum

IğdIrlı STK'lardan BARIŞ Çağrı
1884 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'da İranlı Turistler ve I
2845 İzlenme, 0 Yorum

Avukat ne yapar? Sorusuna İlko
976 İzlenme, 0 Yorum

Fotoğraflarla Iğdır
1711 İzlenme, 0 Yorum

Iğdırlı Aşık Hizani Söylüyor
721 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır küçük Millet Meclisinden
1279 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Görüntüleri
956 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'da Tiyatro
800 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Görüntüleri
2759 İzlenme, 0 Yorum

Çakırtaş Köyü Kul Yusuf Kümbet
2149 İzlenme, 0 Yorum

TRT1'de Newroz'u Anlatıyor
1578 İzlenme, 0 Yorum

Batı Ve Biz - Dr.Ruhsar UÇAR

Batı Ve Biz

Yazar: Dr.Ruhsar UÇAR |  Tarih: 06 / 07 / 2018 |  Yazı Okunma: 331


Bu yaz tatilimde gezdiğim Avrupa ülkeleri ve daha önceki seyahatlerimde edindiğim izlenimler ile daha yaşanılır bir Mersin’e, bu kentin dönüşümüne düşünsel açıdan katkım olur mu derdi ile bu yazımı kaleme alacağım.

Avrupa kentleri aslında küçük farklılıklarla benzerlikler gösteriyor. Almanya ve Fransa hariç yüz ölçümü bakımından ve nüfus açısından genelde küçük ülkeler. Şehir merkezlerini değerlendirecek olursak; 15-16.yy dan kalma Gotik tarzı katedraller devasa görüntüleri ile göz kamaştırıyor. Eski Belediye binaları, tren garları yüzyıllar geçmesine rağmen korunmuş, küçük tadilatlarla günümüzde sanatçıların eserlerini sergilemeleri ya da önemli kent etkinliklerine ev sahipliği yapması için Halkın kullanımına açık tutuluyor. Eski binalar yeni binalara göre ekonomik açıdan da çok değerli, çok eski evler dahi yıkılmıyor restore edilerek kullanılıyor.

Kentin birçok yerinde halkın nefes almasını sağlayacak meydanlar yapılmış ve her meydanın ortasında konser alanları kurulu ve canlı müzik yapılıyor. Meydanları çevreleyen ön yüzde bir şeyler içebileceğiniz ya da yemek yiyebileceğiniz küçük kafeler var, arka yüzde ara sokaklara uzanan küçük butikler ve yan yana dizilmiş marka zincirlerinin uzantısı mağazaları görebildiğiniz gibi tamamen o kente özgü ürünler satan hediyelik eşya dükkanlarına rastlıyorsunuz. Bizde ki gibi devasa Alışveriş merkezlerini şehir merkezinde görmedim. Brüksel de gördüğüm modern dükkanlardan oluşan kapalı çarşı çok güzeldi. Adım attığınız ker köşede usta sanatçıların elinden çıkmış heykellere, anıtlara, çeşmelere rastlıyorsunuz. Müthiş bir estetik kaygı taşınarak her yer oya gibi işlenmiş.

15. yüzyıl ile 21. yüzyılı birlikte yaşıyorsunuz. Heykellerinde sadece savaş kahramanları işlenmemiş, yazarlar ve çığır açmış bilim adamları, düşünürleri de görebiliyorsunuz. Fransız Devrimine götüren Aydınlanma devri Edebiyatçıları Rousseau ve Voltaire’in isimleri kongre ve sergi saraylarına verilmiş. Devasa müzeleri gezmeniz bir günden fazla zamanınızı alabiliyor. Şehirler yemyeşil, birçok yerde parklar var, bisiklet yolları ayrılmış ve küçük göller, su havuzları ile capcanlı. Ulaşım sorunu toplu taşıma araçları yani metro, tramvay ile çözülmüş.

Bizim gibi her yıl yol kazıları olmuyor olsa da 30-40 yılda bir o da ciddi bir sorun yaşandığında yani zorunlu durumlarda oluyormuş. Gezimizin son günü Rotterdam da müthiş bir yağmur yağdı ve yağış 2 saat sürmüş olmasına rağmen yollar kupkuruydu ama birkaç gün önce benzer bir yağışın İstanbul da olduğunu ve sel felaketinden geri dönüldüğünü düşündükçe üzülüyorsunuz elbette. Üstelik Amsterdam ve Rotterdam gibi şehirlerin Kuzey Denizine sınır olduğunu ve eksi 2 ile eksi 7 metre arasında deniz seviyesinin altında yerleşim yerlerinde ciddi korunma önlemleri ile sel felaketlerinden uzak kalmaları örnek alınması gereken Şehircilik çabaları diye düşünüyorum.

Enerji ihtiyaçlarını doğal kaynaklardan elde ediyorlar; rüzgâr gülü ya da güneş panelleri kullanıyorlar. nükleer santrallerden vazgeçiş var, en fazla termik santraller kuruluyor. Her ülkenin markalaşmış, dünyaya pazarladığı ürünleri var; araba ya da teknoloji ürünleri gibi. Üretime ve yerli sanayiye büyük önem veriyorlar. En çok dikkatimi çeken onca ülke gördüm, yerleşim yerleri dışında kalan tüm arazileri tarım arazilerine dönüştürmüşler. Bir metrekare boş alan yok, her yer ekili ve hayvanların otladıkları çok geniş mera alanları var ve hayvancılıkta da çok ileriler.

Kişi başı milli gelir 50 bin ile 80 bin Euro arasında değişiyor. Refah seviyesinin yüksekliği insanlarına da sirayet etmiş, mutlu, huzurlu, gelecek kaygısı taşımayan batılı insanlar, kendi kişisel gelişimleri ve mutlulukları için yatırım yapabiliyorlar. İnsanlar okuyor, seyahat edebiliyor, kültürel ve sanatsal faaliyetlere katılabiliyor. Avrupalı insanımı daha fazla nasıl mutlu edebilirim derdinde. Eğitim Devlet eliyle yürütülüyor ve bizde ki gibi özel okullardan çok daha kaliteli ve ücretsiz. Turist çekme konusunda çok başarılılar çünkü her şeylerini pazarlayabiliyorlar. Örneğin Eyfel metal yığını ancak milyonlarca turisti ağırlayabiliyor, dünyada en fazla turist çeken merkez. Aklınıza gelebilecek her şeyin festivalini yapıyorlar ve sadece yerel katılım değil dünyanın her yerinden insanları bu festivallere çekebiliyorlar. Sosyal dokuya baktığınızda müthiş bir çeşitlilik var.

Bir kere büyük metropoller de 72 milletten insana rast geliyorsunuz. Ve bu kadar farklı kültürü bir arada kardeşçe tutan, barışçıl ortam yaratan, çatışmaların yaşanmasına engel olan dokunun alt yapısına ister istemez hayran oluyorsunuz.  İnsanların yaşam alanlarının gelir düzeyine göre farklılaştığını şehrin ana arterlerinde dolaşırken ve kaybolduğunuzda arka sokaklarda yol ararken rastladığınız gettolarda görebiliyorsunuz. Yaşam biçimlerine baktığınızda az sayıda zengin ve ileri eğitimli insanlar hariç dünya insanın gittikçe birbirine benzediğine şahit oluyorsunuz. Giyimimiz, kuşamımız, davranışlarımız, tepkilerimiz, duygularımızı ifade ediş biçimlerimiz, taleplerimiz, seçimlerimiz. Disneyland’ın o her aktivitenin önünde saatlerce bitmeyen kuyruklarında, tıklım tıklım insan dolu kent meydanlarında, metrolarda yani insanın yoğun olduğu her yerde durdum uzun uzun yaşadığım evrenin her yerinden gelmiş birbirinden farklı ırklarda, renklerde, kültürlerde insanını seyrettim.

Kimi Arap kimi zenci kimi Çinli kimi Meksikalı kimi de sapsarı Avrupalı. Elimizdeki telefonlar, üzerimize giyindiğimiz kıyafetlerin markası, ayağımızdaki spor ayakkabılar, yemek yediğimiz Burger lar, McDonald’s lar, Pizza Hut lar, kahve içtiğimiz Starbucks lar, keyif aldığımız aktiviteler hiç kalmamış birbirimizden farkımız. Uluslararası tekellerin hizmetine girmişiz. Hepimiz Kapitalizmin sadık uşakları olmuşuz. Eğitimli eğitimsizde fark etmiyor tek tipleştirilmiş dünya olmuş. Bu çok tehlikeli. Henüz demokrasi ile yönetilen ülkelerde ki insanlar sömürü düzeninin ve onun piyonu olduğunun farkında değil belki bugün ama doymayan kapitalizm bir gün ona da dokunacak. Sömürülen Afrikalılar çoktan teslim olmuş. Yüzyıllarca yer altı yer üstü zenginlikleri alıp götürülen ve iç savaşlarla birbirine kırdırılan Afrikalı şimdilerde Batı da en ucuz iş gücü ve en berbat çalışma ve yaşam koşullarında gettolarda yaşam sürdürüyor yani sömürülme orada da devam ediyor. Yüzyıllarca sömürü düzeni sayesinde elde ettiği ganimetlerle kendi medeniyetini kuran Batı şimdi tekelci kapitalist sistemle muazzam sisteminin devamlılığını sağlıyor. Ama bunu yaparken eskiden kullandığı vahşi yöntemlerden vazgeçerek, insanı ve onun sonsuz isteklerini kullanarak kurduğu sisteme sessizce, farkına vardırmadan adapte ederek, emeğini ve artı değerini sömürüyor.

Dünya insanları olarak çarkın kusursuz dişlileriyiz. Bizler artık Ortadoğu coğrafyasında değerlendirilen Batı dışı medeniyetler bağımlı yönetim biçimlerimiz ile bize ancak uygun görülen yaşam biçimlerimizi ve yaşam yerlerimize susturulmuş benliklerimizle uyum göstermeye çalışıyoruz. Ama Batı kurduğu sömürü düzenini milli değerlerinden, öz üretiminden vazgeçmeden, sosyal refah politikaları ile insanını, doğasını ve geleceğini teminat altına alarak yarınlara taşıyor. Kentleşmesini bilimsel parametreler ışığında ama asla tarihi dokusunu bozmadan, yüksek çevrecilik bilinci ile geliştiriyor.

Ve ortaya görmeye değer müthiş eserler koyarak cazibe merkezleri haline geliyor bunu da pazarlayıp turizm başlığı altında önemli bir gelir kaynağı sağlıyor. Yaşadığım şehri ve güzelim ülkemi onlarla karşılaştırınca haklı bir üzüntü duyuyorum. Yapılacak onca şey, düzeltilmesi gereken onca sorun varken ne yerel yönetimlerin ne merkezi yönetimlerin yeterli duyarlılık ile hareket etmediklerini görmek ve insanımızın umursamaz tavrı ve yeterince sahiplenmeyişi ile doğanın bize verdiği nimetlerin güneşin, denizin ve toprağın böylesine âtıl kalması içimi acıtıyor. Geç mi kaldık evet kesinlikle geç kaldık ama şimdi hemen düzeltmek için harekete geçmezsek geri dönüşümsüz, tamir edilemez ve çocuklarımızın geleceğinin olmadığı, yaşanılmaz bir miras bırakacağız.




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Yazarın diğer yazıları
Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

Köşe Yazıları
Facebook
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Fotoğraf Galerisi
Twitter
Üye İşlemleri
Kullanıcı adı
Şifre
Biz Sizi Arayalım
Ad, Soyad:
Telefon:
Tavsiye Et
Ad, Soyad:
Gönderen:
Alıcı:
E-Mail Bülteni
Ad, Soyad:
E-Mail:
    
Iğdır Resmi Siteler
Gazeteler

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi