Adliye Ve Ceza İnfaz Kurumlarına 56 Personel Alınacak Adalet Bakanlığı bünyesinde Iğdır’daki ceza infaz kurumları ile adliye teşkilatlarında ...           • Epilepsi ve Yaşam Derneği’nden Önemli Açıklamalar (video) “Senelerce kimse sesimizi duymuyor diyen epilepsilere sesleniyoruz” diyen Epilepsi ve ...           • Vekil Hun, TBMM’de Çiftçinin ve Hayvancının Sesi Oldu (video) Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’de Iğdırlı çiftçilerin ve h...           • 'Engelli Bireylerle Etkili İletişim ve Erişilebilirlik Eğitici Eğitimi' verildi Iğdır’da “Engelli Bireylerle Etkili İletişim ve Erişilebilirlik Eğitici Eğitimi”...           • Kadın kenti modelinde ısrar: Yeniden inşa edeceğiz Kadın kentleri projesi kapsamında pilot kentlerde güvenlikten istihdama, ekolojiden kamusal y...           • Kürt siyasetçi Kinyazê Hemid, Ermenistan’da Milletvekili Seçildi Kürt siyasetçi Kinyazê Hemid, Ermenistan’da yeniden milletvekili seç...           • Iğdır İHD’den açlık grevindeki Seda Baykan için çağrı Iğdır İHD’den açlık grevindeki Seda Baykan için çağrı: “Tecrit ka...           • Teknik Bilimler'de Mezuniyet Sergisi ve Kütük Çakma Töreni Heyecanı Teknik Bilimler MYO’da Mezuniyet Sergisi ve Kütük Çakma Töreni Heyecan...           • Alagöz Holding Iğdır FK'da köklü değişiklikler, Takım Iğdır’da Kalacak Kulüpte köklü değişiklikler yapan Kulüp Başkanı Cantürk Alagöz, kul&...           • 76 Iğdırspor Kadın Futbol Takımı Muş Yağmur Spor’u 5-1 yendi TFF Kadınlar Futbol Ligi’nde mücadele eden 76 Iğdırspor Kadın Futbol Takımı, maddi ve m...           
Site İçi Arama
Haber Arşiv
     
Son Videolar

Epilepsi Derneğinden Açıklama
16 İzlenme, 0 Yorum

CHP: Özgür Özel'in Yanındayız
107 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'da 19 Mayıs Coşkusu
130 İzlenme, 0 Yorum

“19 Mayıs” Paneli Düzenlendi
115 İzlenme, 0 Yorum

Vekil Hun: Yaşasın Barış
136 İzlenme, 0 Yorum

Şeker Pancarını Bitirdiler
146 İzlenme, 0 Yorum

Vali: Roja Dayikê piroz be
139 İzlenme, 0 Yorum

Emek Mücadelesi Susturulamaz
141 İzlenme, 0 Yorum

İdir'de Hıdırellez Coşkusu
152 İzlenme, 0 Yorum

Öğrenci Affı Çıkarılmalıdır
159 İzlenme, 0 Yorum

Amedspor Süper Lig'de
155 İzlenme, 0 Yorum

Alagöz, Talha’ya Umut Oldu
176 İzlenme, 0 Yorum

Diş Hekimleri Önlükleri Giydi
164 İzlenme, 0 Yorum
Facebook

İstatistikler
Toplam: 3930749
Aktif: 26
Bugün: 1955
Dün: 2401
Reklam Alanı

Yaylacı Ayşe Karadağ: Güvence olmadan hayvancılık sürdürülemez

Iğdırlı Yaylacı Ayşe Karadağ: Güvence olmadan hayvancılık sürdürülemez


Ağrı Dağı yaylalarında koçerlik yapan Ayşe Karadağ, artan üretim maliyetleri nedeniyle hayvancılığın sürdürülebilir olmaktan çıktığını belirterek, “Maliyeti çok yüksek ama geliri yok” dedi.

 
Baharın ilk üç ayında başlayan ve geleneksel yöntemlerle sürdürülen koçerlik kültürü, artan araç kiralama maliyetleri ve yüksek üretim masrafları nedeniyle yaylaya çıkanları zorluyor. Teknolojinin gelişmesi birçok noktada kolaylık sağlarken, yüksek maliyetler, gece boyu süren bakım çalışmaları ile ilaç ve veteriner giderleri hayvancılığı tıkanma noktasına getiriyor.

 
Iğdır (Îdir) yaylalarında koçerlik yapan Ayşe Karadağ, geçmişten günümüze yayla kültürünü ve üretim süreçlerini değerlendirdi.

 
‘Dağlarda sırtımızla odun topluyorduk’

 
Ağrı Dağı yaylalarındaki hayvancılık faaliyetlerine, geçmişten bugüne değişen yayla koşullarına ve artan üretim maliyetlerine dikkat çeken Ayşe Karadağ, “Eskiden yaylalara çıkmak çok zahmetliydi. Yaylaların yolu olmadığından arabalar gidemiyordu. Eşeklerle eşyalarımızı götürüyorduk ama eksik götürüyorduk, yakacak götüremiyorduk. Ama şu an öyle değil; arabalar var, daha rahat gidiyoruz. Biz baharın ilk üç ayında gidiyoruz. Genellikle Ağrı Dağı’na çıkıyoruz. Hayvanlarımız Ağrı Dağı’nda otluyor, mandıra ile uğraşıyoruz. Herkes yemek için kendisi ile piknik tüpü götürüyor. Eskiden bizler yaylaya çıkarken bir an önce yakacak peşine düşüyorduk. Dağlarda sırtımızla odun topluyorduk. Yağmur başlamadan, bir an önce yakacağımızı toplamak için çalışırdık. Şu an fırsatlar elverirse, şartlar oluşursa dağlar velinimettir. Çünkü şartlar çok rahatladı. 

 
Şu an dezavantaj var; hayvan yetiştirmek zordur ama kârı çoktur diyemiyoruz. Hayvanları burada araç kiralayıp yaylaya çıkartıyoruz, sonra yine araç kiralayıp indiriyoruz. Çocuklarımız uğraşıyor. Maliyeti çok yüksek ama geliri yok. Verdiğin zahmetin karşılığını göremiyorsun. Bazı günler yaylada hiç uyuyamıyoruz; hep hayvanların yanında kalıyoruz, gece boyu hep ayaktayız. Şu anki yaylaların fiziksel zahmeti eskisine göre çok azdır. Eskiden maddi imkânsızlıklardan dolayı çok az hayvan beslerdik, şu an öyle değil” sözlerini kullandı.

 
‘Kadınlar dayanışma içinde oluyorlar’

 
Ayşe Karadağ, yaylalardaki geleneksel üretim kültürüne değinerek kadınlar arasındaki dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Geleneksel tulum peynirinin yapılışını anlatan Ayşe Karadağ, “Tulum peyniri kültürü özellikle bize aittir ve hala devam ediyor. Koyun postuna dökülen süt, belirli bir süre sonra tulum peyniri oluyor ve biz satıyoruz. O kültür hala bazı yerlerde devam ediyor. Koyun postuna koyulan süt sürecinde kadınlar arasında bir dayanışma oluşuyor. Özellikle postun dikilmesinde ve işlenmesinde kadınlar el birliğiyle ve dayanışma içerisinde bunu yapıyordu. Bir hafta böylece koyun postu ters olacak şekilde suyu süzülüyordu ve peynir haline geliyordu. Şimdi ise o sütü naylon bidonlara koyuyoruz. Eskiden teknoloji bu kadar gelişmemişti ve çok zahmetliydi, her şey elle yapılıyordu. Artık teknoloji gelişti ve büyük bir kolaylık sağlıyor” dedi.

 
‘Yayla kültüründe değişen bir şey yok, kadınlar şarkı söylüyor’

 
Geleneksel peynir üretiminin zahmetli aşamalarının bulunduğunu belirten Ayşe Karadağ, “Şu anki peynirler eski peynirler kadar güzel değil. Dokuzuncu aya yirmi gün kala koyun postuna koyulan bu sütler, kadınların yardımıyla günde bir evin sıralamasıyla açılıyor. Ve sonrasında o peynirlerin satımına başlanıyordu. Özellikle Iğdır'daki Acemler ve dostlarımız her biri yirmişer otuzar alıyordu. O şekilde satış yapılıyordu, biz de elimizdeki stoku bitiriyorduk. Şu an öyle bir şey yok, herkesin koyunu var, herkes kendine tutuyor. Koyun postu çok zahmetli bir iştir, herkes yapamıyordu. Kadınlar onu diktiği zaman parmak uçları yara oluyordu, hep iğne batıyordu ellerine. 
 

 
Yaylaya çıktığımız ilk aylarda koyunların çokluğundan dolayı herkes kendi işiyle uğraşıyor ve beraber oturup sohbet edebilecek zaman kalmıyor. Baharın bir ayının geçmesinden sonra işler biraz daha rahatlıyor, koyun sütlerinde azalma oluyor. Öyle öğle yemeğimizi yapıp beraber yiyoruz. Başka bir kadın çay yapıp çağırıyor, beraber içiyoruz. Yaylada gelenek görenek eskiden nasılsa aynı şekilde devam ediyor. Yayla kültüründe değişen bir şey yok. Öğlen koyunları sağdıktan sonra özellikle genç kadınlar termosa çay doldurup kendilerine gezintiye çıkıyorlar. Eskiden olduğu gibi yine dere kenarlarında şarkılar söylenip halaylar çekilir” diye konuştu.

 
‘Yaylalarda pancar otu da topluyoruz’

 
Üretim süreçlerindeki zorlukları anlatan Ayşe Karadağ, “Şu an yaylaya çıktığımızda sadece koyunlarla ilgilenmiyoruz; ayrıca pancar otu topluyoruz. O otlarla kışa hazırlıklar yapıyoruz. Eskiden o kadar insan gidip tek çadır götürüyordu, şu an ise bir kişi bile kendine iki çadır götürüyor. Eskiden yaylalarda çeşme yoktu. Biz dağları aşıp bazen eşekle, bazen sırtımızda getiriyorduk. Şu an öyle değil, hortumlar var, bizler ihtiyacımızı oradan temin ediyoruz. Eskiden eşeklerle eşya götürdüğümüz zaman ilkbahar dönemine denk geliyordu. O zaman da akarsuların seviyesinin en yüksek olduğu dönemlere denk geliyor ve o dönemde de eşeklerimiz sele kapılıyordu. İlk başlarda koyun memeleri çok sert oluyor, süt gelmiyor, o bizi çok zorluyordu” diye ifade etti.

 
Güvenlikçi politikaların sonuçlarını anlattı

 
Geçmişte uygulanan yayla yasaklarının yarattığı sorunları anlatan Ayşe Karadağ, bölgede uygulanan güvenlik politikalarının yarattığı zorluklara dikkat çekerek, “Eskiden bir ara askerler tarafından yaylaya çıkmak yasaklanmıştı. Biz de o zaman Erciş'in Şore yaylasını kiralamıştık. Gece vakti bir dereden geçmemiz gerekiyordu ama askerlerden saklanıp yaylaya gitmeye çalışıyorduk ve o gece eşyaları, küçük çocukları çok zahmetli bir şekilde derenin karşı tarafına geçirmiştik. Büyük bir korku iklimi vardı. Tabii dereden geçirmeye çalışırken de eşyalarımız, çocuklarımız sele kapıldı. Büyük eziyetler çektik yasaklardan dolayı. Çok zahmetli, yasakların ve asker korkusunun olduğu dönemdi. Şu an 25 yıl öncesinden bahsediyorum, çok zahmetli yıllardı. Eşyaları ve çocukları eşeklerle beraber gönderiyorduk. Bazen gittiğimiz yaylalarda kar tamamen erimemişti ve çığ tehlikesi vardı. Bazı dönemlerde eşekler, üstündeki yüklerle birlikte sağ yamacından oluşan kar kütleleri üzerinde yuvarlanıp aşağı kadar gidiyordu” dedi. (Jinnews)

20:50

Haber tarihi: 30 / 05 / 2026
Haber Okunma: 428
Haber Yorumları: 0


Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google




Önceki: Halkla Bayramlaşan Iğdır DEM Parti'den Bayram Mesajı
Sonraki: Kurban derilerimize ne oldu? Neden böyle oldu?




Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)




Köşe Yazıları
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Fotoğraf Galerisi
Iğdır Resmi Siteler
Gazeteler

Sitemizdeki yazı, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi